FUTBOLUN TÜRKİYEDEKİ GELİŞİMİ

Futbolun ya da benzeri bir oyun tarih boyunca değişik yerlerde ortaya çıkmış, büyük mücadelelere sahne olmuş ve canlar yakmış hatta canlar almıştır. Günümüzde milyarları peşinden sürükleyen bu oyunun İngiltere’de ortaya çıkışı ise büyük bir tartışma konusudur. Fransızlar, futbolun atası sayılan La Soule’ü akıncı Normanlar ile İngiltere’ye götürdüklerini iddia etmişlerdir. İngilizler ise, Normanlar’dan önce kendilerinin bu oyunu oynadığını ileri sürmektedir.
İtalyanlara göre futbolu İngiltere’ye Jül Sezar’ın lejyonerleri götürmüş, Londonium’a (Londra) yerleşerek yerli halka bu oyunu öğretmişlerdir. Değerli spor tarihçisi merhum Rüştü Dağlaroğlu ise 1957’de çıkardığı F.Bahçe Tarihi’nde; bu oyunun ilk Türkler tarafından oynandığını iddia etmiş ve: “Futbol denilen sporun düzenli bir şekilde kurallarıyla ilk kez İngiltere’de oynandığı, günümüzde en çok kabul gören görüştür. Ancak bugünkü şekliyle olmasa da çok eski zamanlarda, günümüzden yaklaşık 8 bin yıl önce Türklerin Orta Asya’da bir çok spor türü arasında ayakla oynadıkları ve adına “Tebük” yani tekmelemek anlamına gelen ad taktıkları bir sporu yaptıkları, eski Türk destanlarında yazılıdır.

“Divan-Ül Lugat El-Türk” Türklerin futbol oynadıklarını yazar ve nasıl oynandığına dair bilgi verir. Türkler futbola “Tebük” derlerdi. Timurlenk devrinde kuzu derisinden yapılmış ve hava ile doldurulmuş topların el değmemek ve belirli bir sahanın dışına çıkarılmamak şartı ile ayakla oynandığı “Tarih-i Tümur” da yazılıdır.

Dikkate değer bir nokta, İslamiyetten önce eski Türklerde sporun bir zevk ve ihtiyaç konusu değil, fakat doğrudan doğruya dini bir görev kabul edilmesidir. İşte bu inanç, spora atalarımız tarafından büyük değer ve kutsallık yüklenmesini sağlamıştır. Buna ait örneklere özellikle Çin tarihlerinde sıkça rastlanır.

“La Tartarie” adlı esere göre, Orta Asya’da Tsang’da kız ve erkeklerden kurulu karma takımların futbol maçlarını seyreden Hiutan adlı bir Çinli demiştir ki:
“Büyük mabetlerin avlularında sık sık ayak topu maçları yapılır. Topa el ile dokunulmaz. Ya ayak, başla vurulur ve rakip kaleden içeri sokmaya çalışılır. Türk kadınlarının erkekler gibi savaşçı olmalarının sebebini bu futbol maçlarında verdikleri mücadele ruhu ve azmi ile açıklamak mümkündür.”

Diğer bir Çinli Song-Wen, yine Orta Asya’da Kivişka’da yapılan Türk spor bayramlarını görmüş ve şöyle aktarmıştır:
“Mabetlere bağlı spor kulüpleri sık sık büyük bayramlar organize ederler. Aralıksız 3 gün ve 3 gece devam eden bu bayramlarda pehlivanlar güreşir, insanlar koşar, atlar koşturulur, top oynanır, oklar atılır. Bir atlas kumaş üzerine konan küçük hedefe oku nişanlayan, o ülkenin bir günlük kralı ilan olunur ve o gün için bir kralın bütün haklarını kazanır.”

 

Yine Çin tarihleri yazar ki; Türk Hakanları, savaşa girmeden önce, sonucu yaptırdıkları futbol maçları ile öğrenmeye çalışırlardı. Maçın hakemi takımlardan birini niyet ederdi. Eğer niyet edilen takım galip gelirse savaş kazanılacak, kaybederlerse mağlup olunacak demekti. Maç kazanılınca, savaşa başlamadan önce, mabette her spor gibi futbolu temsil eden ilahenin huzurunda büyük merasimle bir beyaz at kurban edilirdi. Ölen Türk Hakanlarının mezarları önünde top oynanması futbolun taşıdığı kutsallığın derecesine bir ölçüdür.

Fakat tüm bunlara rağmen, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türklerin “Tebük” oyununu beraberinde getirmedikleri de bir gerçektir. Ne yazık ki 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Türklerin futbolla hiçbir ilgileri yoktu.” demiştir.

Kaynağı neresi olursa olsun, İngiltere’de 12. yüzyıldan itibaren futbol oynanmaya başlanmıştır. Halk da, soylular da bu oyunu çok sevmiştir. Ancak giderek köyler, kasabalar arasında büyük bir rekabet, önemli bir çatışmaya dönüşen futbol bu yüzden 13 Nisan 1314 tarihinde Kral II. Edward’ın fermanıyla bütün ülkede yasaklanmıştır. II. Edward bu fermanında halka şöyle seslenmiştir:
“Büyük bir topla şehir içinde gürültüler yapıldığı, Tanrı korusun bir çok kaza, facia ve hasara sebebiyet verileceği anlaşıldı. Tanrı ve Kral adına şehir ve kasaba içinde top oynayanlar en şiddetli cezalara çarptırılacaklardır.”

Bu fermanla birlikte futbol adeta lanetlenmiş, futbol oynayanlara da kötü gözle bakılmaya başlanmıştır. Ünlü tiyatro yazarı Shakespeare’in “Kral Lear” adlı eserinde aynı görüş şöyle dile getirilmektedir:
“You base, football player! (Seni aşağılık futbol oyuncusu!)”

Ancak bu yasaklamalar ve aşağılamalar, İngilizlerin futbola olan sevgisini ortadan kaldıramamıştır. Zamanla İngiltere’de futbol yaygınlaşmaya ve gelişmeye devam etmiştir. Öyle ki; 17. yüzyılda İngiltere’de krallar futbolu teşvik etmeye başlamışlardır.

1848’de mevcut futbol kuralları “Cambridge Kuralları” adı altında birleştirilmiş ve bu bütünlük tüm ülkede bir futbol standardının oluşmasına yardım etmiştir. Böylece ilk okullar arası futbol maçları düzenlenmeye başlanmıştır. 1857’de ilk futbol kulübü “Sheffield Club” kurulmuştur.

TÜRKİYE’DE FUTBOL
Modern futbolun Türk toplumuna girmesi 19. yüzyılın sonlarına rastlar. Futbol oyunu o dönemde; halkın bir araya gelmesini engellemek amacıyla dini yasaklar kisvesi altında ne yazık ki Müslüman Türkler arasında gelişmemiştir. Futbol, Osmanlı toprakları üzerinde ilk kez gayrimüslimler ve ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklular tarafından oynanmıştır.

Sosyal ve idari bakımdan başşehir İstanbul’a uzak ve rahat olan iki şehir, Selanik ile İzmir futbol oyununun Türkiye’de ilk taraftarlarını bulduğu yerlerdir. 1875 yılında Selanik’te, 1877’de de İzmir’de bu oyun hafta tatillerinin ve yaz akşamlarının en büyük eğlencesi olmuştur.

İzmir’in Bornova semtinde, buraya yerleşmiş bulunan ve pek çoğu tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında futbol oynanmaya başlamıştır. Bu ünlü aileler arasında Lafontaine’ler, Giraud’lar, Whittall’ler ve Charnuad’lar ön planda yer almaktaydılar. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doğmasından yaklaşık 40 yıl sonra Ege’de oynanmaya başlamıştır.

Bu İngiliz aileler, Bornova çayırlarında ilk futbol maçlarını oynamaya başladıkları günlerde, “Football and Rugby Club” adını taşıyan ilk futbol kulübünü de kurmuşlardır.

Türkiye’de oynanan bu ilk futbol maçları, İngilizlerin bir aile eğlencesi gibi görünmesine rağmen, bu İngilizlerin arasında çok iyi futbolcuların bulunduğu da bir gerçektir. Lafontaine, Giraud, Whittall ve Charnaud ailelerinin oldukça kalabalık olan fertleri kendi aralarında iki takım oluşturmuşlar ve ilk futbol maçları işte bu iki takım arasında gerçekleşmiştir. İngilizler 1894’te İzmir’de “Football Club Smyrn”i kurmuşlar ve zamanla İngilizlere bazı Rum gençleri de katılmıştır.

Selanik’te ise İngiliz, Rum ve İtalyan gençleri arasında büyük bir futbol rekabeti başlamıştır. 1891’de “Cycling Club” kurulmuş, atletizm, bisiklet ve futbol alanında önemli faaliyet göstermişlerdir. Bu kulübün ilk sporcuları arasında bir Türk, Kemal (İren) Bey’de bulunmaktadır. 1896’da “Sporting Club’un kurulmasıyla futbolda rekabet ortamı başlamıştır. Kırmızı-Beyaz ve Mavi-Beyaz formalarıyla Cycling ve Sporting kulüpleri her yıl iddialı futbol maçları düzenlemişler, atletizm, bisiklet ve jimnastik yarışmalarıyla da halka spor sevgisini aşılamışlardır.

Selanik ve İzmir’de futbol öylesine gelişmiş ve sevilmiştir ki, 1906 yılında Atina’da düzenlenen Ara Olimpiyatları’nda Danimarka karması birinci olurken İzmir Karması ikinciliği, Selanik Karması da üçüncülüğü kazanmışlardır. Ara Olimpiyatlar’ın resmi kayıtlarına göre İzmir ve Selanik karmalarında şu futbolcular oynamıştır:



İZMİR KARMASI: Edwin Chernaud- Zare Kuyumciyan, Edward Giraud, Jacques Giraud, Henry Jolly, Ferrey de la Fontaine- Donald Wihttall, Alfred Whittall, Godfrey Whittall, Herbert Whittall, Edwin Whittall.
SELANİK KARMASI: G.Vaporis- N.Pindos, A.Tagos- N.Panzikis, Y.Kuri, G.Sotiryadis- V.Zarkadis, D.Mişiropulos, A.Karambuidis, Y.Abot, Y.Salidakis.

KAYNAKÇA:
Tercüman Spor Ansiklopedisi- Cilt: 1; Atabeyoğlu, Cem- 1453-1991
TÜRK SPOR TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ; Dağlaroğlu, Rüştü - F.BAHÇE TARİHİ

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !